Adaletsiz Dağıtım & Anlam Ağı
Categories:
Önceki blog gönderisi, oyun teorisindeki klasik bir konu olan son teklif oyunundan bahsetti ve sonunda, az sayıda kişinin çoğu sermayeyi elinde bulundurduğu ve zayıf grupların durumunu iyileştiremeyeceği bir duruma düşmemeyi nasıl önleyebileceğimiz sorusunu ortaya koydu.
İlk olarak, bu durum gerçekten ortaya çıkabilir mi? Cevap evet, fakat birçok insan bunun çok yaygın olduğunu fark etmiyor; bu yüzden haksız muamele görenler bu gerçeği sık sık göz ardı ediyor. “Gelecek Tarihi” adlı kitapta verilen örnek: “Antik Mısır firavunu bir minderde uzanıyor, serin ve lüks bir sarayda yaşıyor, alt sandaletler ve mücevherlerle süslü kıyafetler giyiyor, güzel bir hizmetçi tatlı üzümleri ayıklayıp ağzına koyuyor. Açık pencereden tarlada çalışan çiftçileri görüyor; onlar kirli, yırtık kıyafetler giymiş, başları acımasız güneşle kavrulmuş, eve bir salatalık getirebilmek bile büyük bir mutluluk. Ancak çiftçiler nadiren ayağa kalkıp isyan ediyor.” Sanki herkes bunun doğal olduğunu düşünüyor. Neden?
Tehdit ve vaat genellikle istikrarlı bir sınıf sistemi ve halk işbirliği ağı yaratmayı başarır, ancak ön koşul halkın kendisinin kaçınılmaz doğal kanunlara ya da Tanrı’nın iradesine uyduğuna, başka birine itaat etmekten ibaret olmadığını inandırmasıdır.
Anahtar, kalpten belirli kurallara inanmak ve topluluğun inandığı anlamın insanları ileriye taşımasıdır. Bu, bir “anlam ağı”dır; herkes yaptıklarının bir anlamı olduğuna inanır, acı çekenler ölümden sonra cennete gitmeyi umut eder ve şu anki adaletsizlik de bir anlam kazanır. Anlam ağında, çoğu insan dışarı çıkamaz; hatta en zengin kazananlar bile anlamlı bir his elde etmek için davranışlarının anlamını arar. İnananların taleplerini karşılamak için gereksiz kurbanlar, sıkıcı dualar, garip danslar, faydasız dilekler yapılır; üst sınıf da kendi isteğine aykırı bazı şeyler yapmak zorunda kalır.
Herkes kendi anlamını bulduğunda, artık kendi perspektifimizden, bir gözlemci bakış açısıyla adil mi adaletsiz mi olduğunu söyleyemeyiz. Önemli olan, onların kendi anlamlarına sahip olmalarıdır.