Homo Deus: Anlam Ağı

Yıllar göz açıp kapayana kadar geçti. Eskiden bir kale olan yer artık bir alışveriş merkezi. Yerel sinemada, *Monty Python ve Kutsal Kase* (Monty Python and the Holy Grail) sayısız kez gösterildi. Bir kilisede ise, sıkılmış bir papaz iki Japon turist görünce neredeyse sevinçten çığlık atıyor ve kilisedeki vitraylar hakkında sürekli konuşmaya başlıyor; turistler ise nazikçe sırıtıp sırıtıp başlarını sallıyorlar ama hiçbir şey anlamıyorlar. Dışarıdaki merdivenlerde, bir grup genç iPhone'larıyla YouTube'da John Lennon'ın *Imagine* (Hayal Et) şarkısının remiks versiyonunu izliyor. John Lennon söylüyor: “Cennet olmayan bir dünya hayal et, sadece hayal et, bu çok kolay.” Bir Pakistanlı temizlikçi kaldırımı süpürürken, yanındaki radyo haber veriyor: Suriye'deki katliam devam ediyor, Güvenlik Konseyi toplantısı sonuçsuz bitiyor ve herhangi bir anlaşmaya varılamıyor. Aniden bir zaman tüneli açılır ve gizemli bir ışık gençlerden birinin yüzünü aydınlatır; o da ilan eder: “Kâfirlerle savaşacağım ve Kutsal Toprakları geri alacağım!” Kâfirler? Kutsal Topraklar? Günümüz İngilizlerinin çoğu için bu kelimelerin artık hiçbir anlamı yok. O papazın bile bu genci akıl hastası sanmış olabilir. Buna karşılık, eğer bir İngiliz genci Uluslararası Af Örgütü'ne katılmaya ve Suriye'ye giderek mülteci haklarını korumaya karar verseydi, bugün onu bir kahraman olarak görürdük, ama Orta Çağda herkes onun deli olduğunu düşünürdü. 12. yüzyıl İngiltere'sinde insan haklarının ne olduğunu kimse bilmezdi. Öyle Orta Doğu'ya kadar git, canını tehlikeye at ve üstelik Müslümanları öldürmek için değil, bir grup Müslümanı diğer bir gruptan korumak için mi? Kafanda kesin büyük bir sorun olmalı. Tarih işte böyle gelişir. İnsanlar bir anlam ağı örer ve buna tamamen inanır, ancak bu ağ ne zaman er yada geç çözülür, geriye dönüp baktığımızda o dönemde insanların böyle bir şeye gerçekten inanabildiklerini hayal etmek bile zorlaşır. Geriye dönüp bakınca, cennete girmek için Haçlı Seferleri'ne katılmak tamamen deli saçması gibi duyuluyor. Soğuk Savaş ise çok daha çılgınca bir olay gibi görünüyor. Buna rağmen sadece kısa 30 yıl önce, insanlar cenneti yeryüzünde kurabileceklerine inandıkları için, nükleer bir felaket riskini göze alabilirlerdi mi? Ve şimdiden 100 yıl sonra, bugün demokrasiye ve insan haklarına olan inancımız, gelecek kuşaklar tarafından aynı şekilde anlaşılmaz bulunabilir.
İnsanlar (*Homo sapiens*) dünyayı yönetir, çünkü sadece onlar öznelerarası bir anlam ağı örebilirler: bunlar içindeki yasalar, bağlayıcı güçler, nesneler ve mekanlar sadece onların ortak tasavvurları içinde var olurlar.